Belki de kimilerine göre geçmiş zamandan bahsedecek yaşlarda değilim, bununla birlikte, bir nebze geçmişden bahsedebilme hakkını görebiliyorum kendimde.”Geçmiş zaman olu ki” bir anlamda geçmişi anmada kullanılan bir deyimdir, hani derler ya “nerede o eski ramazanlar” işte orda içimizde bir şeyler cız eder, öyle ki; geçmişe dair anılar gelir aklımıza, yeniden yaşamak ister geriye dönmek isteriz.
Ben nostalji’yi oldum olasılı sevmişimdir. Eski müzikler, eski eserler, tarihi dokunuşun olduğu her şey ilgimi çekmiştir hep. Eski bir eve bakar, bu evin içinde kim yaşadı? İçerisinde neler neler yaşandı acaba? diye kendi kendime sormuşumdur. Yüzyıllık bir çınar ağacına bakar iç geçiririm, acaba bu koca ağaç, bir fide iken, ileriyi, yani bu günleri düşünüp te bugünkü insanlığa bu kıymetli iyiliği kim yaptı? Yüzyıllar içerisinde, acaba kimler gölgelendi altında? diye düşünürüm.
Büyüklerimle oturup, sıcak çayımı yumdumlarken, fırsatı hiç kaçırmaz! geçmişten bahsetmelerini isterim. Geçmiş yıllardan sohbet etmeyi sever, haz duyar, anltılan olayı, o geçmiş yıllarda, sanki onlarla birlikteymiş gibi yaşarım. Mesela; bayram günleri. Eskiden bayramlar bugünlere göre çok daha güzel, çok daha dolu, çok daha maneviyat ve sıcaklık içerirmiş.
Şimdi anlıyorum ki; bizler çok memnuniyetsiz, tatminsiz insanlar olmuşuz. Eskiden bir radyodan aldığımız hazzı, yüzlerce kanalı olan bir televizyondan alamıyoruz. Babam hep anlatır, evimize buzdolabı aldığında, o buzdolabı bir gün boyunca salonun ortasında durmuş, düşünebiliyormusunuz? Bu anlatılamaz, ancak yaşanılabilir. Bugün insanlar kendisi ve eşinin dışında çocuğuna özel araba alıyor, ben eminim, babama, o gün buzdolabı alabilmenin verdiği mutluluğu, o çocuk o özel arabasında hissedemez.
Biz bayramlara giderdik, özel, temiz kıyafetlerimizi giyer annem bizi, mutlaka fotoğraf çektirmeye götürürdü, fotoğrafçı da sıramızı beklerken, bir başka heyecan yaşardık. Doğum günüm için eve fotoğrafcı gelir, fotoğraf çekinirdik, sonra da, günlerce o fotoğrafın çıkmasını beklerdik merakla. Yurt dışını aramak için babam PTT’de bir tanıdık bulur, onun torpili ile görüşme sağlardık, telefonun başında saatlerce beklememiz mi? Sormayın gitsin.
Neler değişmedi ki? Bu anlattığım zamanlarda insanlık ise, dostluk ise, tam tersine sıcacıktı. Arkadaşlar kötü gün kapıyı çaldığı zaman, kapıyı birlikte açarlardı, şimdiki gibi tek başınıza kalmazdınız. Komşuluk ilişkileri bambaşkaydı, herkez birbirini arar sorardı. Bugün mü? Acaba kapı komşunuzun kim olduğunu biliyormusunuz? Selamı sabahı zaten unuttuk, herkes ayrı bir dünyada yaşıyor artık.
İşte böyle; Geçmiş zaman olur ki…
Sevgiyle ve sizin sevginizi hak edenler ile kalın…
17 Ekim 2015 Cumartesi
15 Ekim 2015 Perşembe
GECELER
Gecelerin her zaman ayrı bir sırrı, ayrı bir giz’i olmuştur benim hayatımın içinde. Gece olduğunda düşünce ufkum daha bir dinginleşir, daha bir olgunlaşır sanki. Gece daha bir dürüst olurum kendime. İçimde yaralı kalanlar, ölüp gidenler gelir aklıma ve birden kendimi toplar, geleceği düşünür, geleceği hayal ederim, üstelik tüm güzelliği ile. Başımı gökyüzüne kaldırıp, o yıldızlara, sonsuz ve dipsiz karanlığa baktığımda bulunduğum yerden farklı dünyalara uçup giderim sanki. Bazen enerji dolar, bazen gecenin yarattığı o karanlığın içine saklanır, kendimi tenha da sanarım ve usulca gözyaşımı dökerim içime, farklı düşünceler üzerinden.
Gün içerisinde işimizin gereği koşuşturmalar, insanlar, dost ve arkadaş sohbetleri, kendinizi dinleme zamanınız pek olmaz, fakat gece öyle mi? Gece sen ve sen baş başa kalır, kendinle sohbet eder, yeri geldiğinde de kendinle hesaplaşırsın. O gece vakitlerinde kimse sana dokunamaz, düşünce ve isteklerine dur diyemez, hayallerin, fikirlerin, aklından geçirdiğin her şey ama her şey sana aittir, tüm saflığı ile. Hani bir kitap alır okursun ve o kitap seni farklı bir dünya ya taşır, buralardan alır götürür ya, işte gece vakti, gece sessizliği de aynı böyledir. Gece meydana getirdiğin sana ait o dünyanın, lideri de, diktatörü de, kralı da sensindir, çünkü o sessizlik anı, gecenin mahremiyeti yalnızca sana aittir.
Bu yüzden çoğu insanın aksine ben geceleri severim. Öyle gecelere ait hurafe ve batıl inanışlara da meyil vermem, inanmam. Çünkü o vakitler sizindir ve yalnızsınızdır. Hatta; size de tavsiyemdir, bu gece vakitlerinde kendinize özel zaman ayırın, bir kere tadına vardınız mı! Gece saatlerini iple çekersiniz, belki de sabah olmasın dersiniz.
En güzel şiiri, en güzel yazıyı gece yazarsın, Rabbine yönelip en güzel, en samimi dualarını gece yaparsın, çünkü sadece rabbinle sen baş başa vermişsindir. Gözyaşlarını saklamadan dökersin yalvarırken, isterken. Bazı insanlar gece olduğu zaman melankoli olur, hatta “ melankoli, kış gecesinin çıkardığı seslerdir” derler, ben ise aksine daha bir istekli olurum, yazılarım sanki ışıtır geceyi. Adeta, kendimle yarışırım yazı yazarken, bir başka verimli, bereketli saatlerdir o saatler benim için. Gece yatıp uyuduğum zaman neredeyse vakit kaybı gibi gelir bana, hiç yatmak gelmez içimden. Geceler benim tüm sırlarımı, düşüncelerimi, hayallerimi bilirler, çünkü kendi içimde en dürüst birlikteliğimi kurduğum vakitlerdir, gece vakitleri.
Geceler...
http://hakanakkus.com/2015/10/15/geceler/
14 Ekim 2015 Çarşamba
SEVGİ
“Sevgi, doğanın ikinci güneşidir” demişti Chapman. Gerçekten sevgi, gerçek kaynağından, korkusuzca ve dürüstce çıkmış ise önce en yakınızdan paylaşılmaya başlar, sonra yayılır.
Bugün sevgi üzerine yazmak istedim, neden derseniz? Ülkemizde son günlerde üst üste kötü şeyler olmakta, bununla birlikte, yaşadığımız bu felaketler içinde bile, bir türlü ülke için siyasiler ve kanaat önderleri birleşme gerçekleştirememiştir. Bu siyasi liderler ve siyasiler, bu gün bir araya gelmeyecekte ne zaman bir araya gelecekler? bu ne kindarlık, bu ne sevgisizlik? İşte bunların üstüne Türkiye- İzlanda maçını 1-0 kazanmamız ile oluşan sevgi bağını görünce yazmak ihtiyacı hasıl oldu bende.
Sizinde bildiğiniz gibi, ülkemizde en önemli konu maddeleri, terör ve siyaset. Herkes bu konulara kilitlenmiş vaziyette ve bu konular üzerinden birbirini kırmakta ve incitmekte, oysa ki; siyasiler olsun, olaylar olsun, hatta bu dünya dahi gelip geçici, işte bu nokta sevgi dilini konuşarak bütünleşdiğimizde ne terör bize dayanabilir, ne kin, ne de öfke. “Sevgi öyle bir dildir ki, körde okuyabilir, sağır da duyabilir” dememişlermi? Kin, cimrilik ve nefret ise kimsenin hoşlanacağı davranışlar değildir. Beraberinde bu saydıklarım sadece yalnızlık ve felaket getirir ,oysa sevgi öyle mi? Sevgi ve bilgi’nin bir özelliği vardır ki, paha biçilemez. Evet ne kadar verirseniz verin, hep sizde kalacaktır. Mal, mülk gibi değildir, verdikçe azalmaz. Ne güzel değil mi? Bir kişiyi sevmek demek, yargılamamak, tenkit etmemek, kınamamaktır.Bu güzel haslet,aynı zamanda Allahın ve Resulünün’de sevdiği haslettir. Peygamberimizin bir hadisi vardır “Kim dünyada bir Müslüman kardeşinin ayıbını örterse Allah’ta o kimsenin dünya ve ahirette ayıplarını örter.” Buradan hareketle, sevgisiz zeka, bizi küstah yaptığı gibi, Sevgisiz siyaset de, bizi bencil yapar.
Aslında biliyormusunuz; sevgisiz hayat, anlamsızdır, boştur. Sevgiyi ruhunun derinliklerine hapsedip yaşayanlara… vah size diyorum. Gelip geçici bir dünyada birbirimizi kınıyor, hor görüyor ve üzüyoruz, değer mi? İster siyasi lider olsun, ister ülke lideri, ister sivil bir vatandaş, sevmeyen insan zalim bir zorbadır. Önce kendine, sonra etrafına acımasız ve gaddar bir yaratık olur çıkar. Bu nokta da içinde zerre kadar insanlık sevgisi olan, yüreği merhamet dolu insanlar şunu demeli; “Hayırlısi ise, Allah nasip ederse bütün iyi niyet ve çabalarımı memleketime, ülkeme harcamak istiyorum,” bunu demeli. Sevgisizlikten, sevgi dilini konuşmamaktan,öyle bir duruma geldik ki, diplomamız bol ama sağduyusu az insanlar olduk, teknoloji ile, bilim ile belki havayı temizledik ama ruhlarımızı kirlettik, atomu parçaladık, ancak önyargılarımızı bir türlü yıkamadık. Hep suçlu aradık, elimizde yaftalar, yapıştırmak için adeta insan arar olduk, yeri geldi haddimizi aşıp, o kadar ileri gittik ki; kaderi suçlar olduk. Aslında kader adildir, zulmetmez, biz kendimize,nefsimize zulmettik. Hata ve kusurlarımıza, kılıf aradık ve devamlı kadere veya birilerine suç attık. Bizim sadece bugünlerde değil, her zaman ihtiyacımız olan bir tek şey var, O da sevgidir.
http://hakanakkus.com/category/yazilar/
“Sevgi, doğanın ikinci güneşidir” demişti Chapman. Gerçekten sevgi, gerçek kaynağından, korkusuzca ve dürüstce çıkmış ise önce en yakınızdan paylaşılmaya başlar, sonra yayılır.
Bugün sevgi üzerine yazmak istedim, neden derseniz? Ülkemizde son günlerde üst üste kötü şeyler olmakta, bununla birlikte, yaşadığımız bu felaketler içinde bile, bir türlü ülke için siyasiler ve kanaat önderleri birleşme gerçekleştirememiştir. Bu siyasi liderler ve siyasiler, bu gün bir araya gelmeyecekte ne zaman bir araya gelecekler? bu ne kindarlık, bu ne sevgisizlik? İşte bunların üstüne Türkiye- İzlanda maçını 1-0 kazanmamız ile oluşan sevgi bağını görünce yazmak ihtiyacı hasıl oldu bende.
Sizinde bildiğiniz gibi, ülkemizde en önemli konu maddeleri, terör ve siyaset. Herkes bu konulara kilitlenmiş vaziyette ve bu konular üzerinden birbirini kırmakta ve incitmekte, oysa ki; siyasiler olsun, olaylar olsun, hatta bu dünya dahi gelip geçici, işte bu nokta sevgi dilini konuşarak bütünleşdiğimizde ne terör bize dayanabilir, ne kin, ne de öfke. “Sevgi öyle bir dildir ki, körde okuyabilir, sağır da duyabilir” dememişlermi? Kin, cimrilik ve nefret ise kimsenin hoşlanacağı davranışlar değildir. Beraberinde bu saydıklarım sadece yalnızlık ve felaket getirir ,oysa sevgi öyle mi? Sevgi ve bilgi’nin bir özelliği vardır ki, paha biçilemez. Evet ne kadar verirseniz verin, hep sizde kalacaktır. Mal, mülk gibi değildir, verdikçe azalmaz. Ne güzel değil mi? Bir kişiyi sevmek demek, yargılamamak, tenkit etmemek, kınamamaktır.Bu güzel haslet,aynı zamanda Allahın ve Resulünün’de sevdiği haslettir. Peygamberimizin bir hadisi vardır “Kim dünyada bir Müslüman kardeşinin ayıbını örterse Allah’ta o kimsenin dünya ve ahirette ayıplarını örter.” Buradan hareketle, sevgisiz zeka, bizi küstah yaptığı gibi, Sevgisiz siyaset de, bizi bencil yapar.
Aslında biliyormusunuz; sevgisiz hayat, anlamsızdır, boştur. Sevgiyi ruhunun derinliklerine hapsedip yaşayanlara… vah size diyorum. Gelip geçici bir dünyada birbirimizi kınıyor, hor görüyor ve üzüyoruz, değer mi? İster siyasi lider olsun, ister ülke lideri, ister sivil bir vatandaş, sevmeyen insan zalim bir zorbadır. Önce kendine, sonra etrafına acımasız ve gaddar bir yaratık olur çıkar. Bu nokta da içinde zerre kadar insanlık sevgisi olan, yüreği merhamet dolu insanlar şunu demeli; “Hayırlısi ise, Allah nasip ederse bütün iyi niyet ve çabalarımı memleketime, ülkeme harcamak istiyorum,” bunu demeli. Sevgisizlikten, sevgi dilini konuşmamaktan,öyle bir duruma geldik ki, diplomamız bol ama sağduyusu az insanlar olduk, teknoloji ile, bilim ile belki havayı temizledik ama ruhlarımızı kirlettik, atomu parçaladık, ancak önyargılarımızı bir türlü yıkamadık. Hep suçlu aradık, elimizde yaftalar, yapıştırmak için adeta insan arar olduk, yeri geldi haddimizi aşıp, o kadar ileri gittik ki; kaderi suçlar olduk. Aslında kader adildir, zulmetmez, biz kendimize,nefsimize zulmettik. Hata ve kusurlarımıza, kılıf aradık ve devamlı kadere veya birilerine suç attık. Bizim sadece bugünlerde değil, her zaman ihtiyacımız olan bir tek şey var, O da sevgidir.
http://hakanakkus.com/category/yazilar/
7 Şubat 2015 Cumartesi
Samsun’un Çarşamba ilçesinde güneşli ve güzel bir yaz günüydü. Akkuş ailesinde ise ilk çocuğunu kucağına almanın sevinci vardı. Hakan dünyaya gelmesiyle beraber daha o günden beri herkesi etrafında toplamayı başarmış, lider ve yönetici ruhunu her fırsatta çevresine hissettirmiştir.
Çocukluğu hareketli ve aktif geçen Hakan, yaramazlığının yanında mahallenin ve çevresinin sevilen, paylaşılamayan vazgeçilmez bir ferdi olmuştur her zaman. Organizasyon becerisi ve takım çalışmalarındaki başarılarından dolayı, arkadaşları her faaliyette Hakanı yanında görmek isterlerdi. Bu özelliği hayatının her döneminde etkili olmuştur.
İlk ve orta öğrenimini Samsunda tamamlayan Hakan, başarılarla dolu bir tahsil hayatı geçirmiştir. Lisans eğitimini ise Erzurum Atatürk Üniversitesi İşletme bölümünde tamamlamıştır. Hakan eğitimini aldığı yıllarda, uzun yıllardır ticaret ile uğraşan babasından etkilenerek, kendisi de ticaret hayatına merak sarmış ve ticaret hayatı içerisinde ciddi bilgi birikimleri edinmiştir. Eğitimi esnasında edindiği bilgileri lider ve yönetici ruhuyla bütünleştirerek, aile şirketinin konumunu yükseklere taşımak için babasıyla beraber çaba sarf etmiştir.
Gözü kara ve atılgan bir birey olarak tanınan Hakan, lisans eğitimini tamamladıktan sonra, Coca-Cola firmasında işe başlamış, burada ciddi başarılar elde etmiş ve pazarlama direktörlüğü görevine atanmıştır. Coca-Cola firmasında yedi yıl çalıştıktan sonra radikal bir karar alarak eğitimini daha üst seviyeye taşımak için Amerika’ya gitmiştir. Annapolis-Maryland’ da AACC üniversitesinde dört yıl ekonomi okumuştur. Eğitimi esnasında birçok akademik araştırmalar ve yayınlar yapmıştır.
Ticaret ve çalışma hayatı içerisinde yoğrulan Hakan, Amerika da bulunduğu bu dönemde de iş hayatından uzak kalamamış, eğitiminin yanında yoğun bir iş temposu içerisine girmiştir. Organizasyon ve takım çalışmasına çok değer veren Hakan, Amerika’nın hazır gıda sektörünün önde gelen isimlerinin mağazalar zincirlerinde organizasyonel beceri ve yeteneklerini geliştirmiş, çeşitli kademelerde yöneticilikler ve pazarlama direktörlüğü yapmıştır. Çalıştığı şirketlerde birçok başarılara imza atmış ve ödüller almıştır.
Amerika’da geçirdiği dört yılın sonunda, edindiği bilgi birikimini ve tecrübelerini kullanmak ve çevresine aktarmak için 2005 yılında Türkiye’ye kesin dönüş yapmıştır. Askerlik görevini tamamladıktan sonra 2008 yılında Samsun Büyükşehir Belediyesinde göreve başlamıştır. Burada Sosyal İşler Koordinatörlüğü ve AR-GE Proje Uzmanı olarak çalışmıştır. Dört yıllık başarılarla dolu çalışma süresinden sonra halen görevini yürütmekte olduğu Arı Pazarlama A.Ş’ de İstikbal Bölge Lojistik Müdürü olarak çalışmaktadır.
Tüm bunların yanında hayvanseverliği ile tanınan Hakan, kimsesiz hayvanlara da sahip çıkmayı Hakk’a bir borç bilmiş ve Hayvan Barınakları kurulması faaliyetlerinde önemli görevler almıştır. Bu sayede yüzlerce sahipsiz hayvanın bakımına vesile olmaya devam etmektedir.
Tüm bu çalışma hayatına ve sosyal sorumluluk projelerine aktif olarak devam eden Hakan evli ve bir çocuk babasıdır...
10 Nisan 2014 Perşembe
Amin Amin Sonsuz Kere Amin...
| Amin Amin Sonsuz kere Amin... | |||||
| Zafer, secdesiyle gelir! Rabbim, su da senin toprak da! Sen seni söyleyen bu adama atılacak çamuru onların acizliğine gark et! Sen kalbine ve alnına kefil olduğumuz bu adamı ihanetin kurağından rahmetinin bereketiyle arındır! Sen onun sırtındaki ok yarasını aramızda paylaştır, onu çilesine de müjdesine de sadık Ebubekir yüzlü dostlarla karşılaştır. Onu uğradığı iftiraların yalnızı değil, göreceği zaferin kalabalığı kıl! "Bunlar" bir mazlumun hırkasını köpek dişlerinin arasında kanatmak istediler! "Bunlar" bir yetimin kursağına ekmek müjdesi olan bu adamı taşlamak istediler! "Bunlar" bir öksüzün omzunda anne ninnisi olan bu adamı devirmek istediler! "Bunlar" Esma'sına ağlayan bir babanın gözyaşını vurmak istediler! "Bunlar" senin adını söylerken gürleyen bir ırmağı kurutmak istediler! "Bunlar"senden gelecek olanın sakini zalimden gelecek olanın yiğidi bu adamın cesaretini kırmak istediler! " Bunlar" vicdanın acemisi, zalimliğin ustası , fitne hamalı "bunlar" !!! Suçu sadece sana ettiği secde olan bu adamın kıyamını susturmak istediler! "O" senin yarattığın sabra vicdana ihanet etmedi bekledi! Şahidiz. "O" hasta yatağında ona dua edenlere amin demeyi ertelemedi, ne alında ter kuruttu ne de vefayı unuttu! Şahidiz. "O" Sadece affına sığındığımız senden korkarak, ve öfkesi putu olmuşlara bir İbrahim ahı dağıtarak yürüyen adam! Şahidiz. Rabbim! Vicdanlarımıza ayet ayet indirdiğin Fetih Suresini okut! Yalnızlığı gür adamların kalabalığı olmak için sesimiz alnımızdan önce gitsin secdeye. Bizi Karıncayı bile incitmeyen sözlerin sarrafı bu adama duacı kıl! Bize Kendimiz için istediğimiz rahmet rüzgarını başkalarının dallarına da değsin diye çaresizliğe üfleyen gam ortakları olduğumuzu hatırlat! Bize bütün bu vicdan eşkiyalarından, leheb sağanığından, kardeş kanından azad edecek bahar hicretini yaşat! Rabbim.. Şu zor günlerin vahasına bir zafer yağmuru yağdıracak olan sen.. Bu adamı, bu hakikat erini, yetimin baba kucağını, öksüzün ninnisini, zalimin korktuğunu, mazlumun sevdiğini zafersiz bırakma! Ona öyle bir zafer yaşat ki uğradığı iftiranın acısını bozguna uğrayanların yüzlerini görünce unutsun! Amin.. | |||||
4 Ekim 2013 Cuma
4 Ekim Hayvanları Koruma Günü
Hayvanları sevenler, insanları daha içten severler. Hayvan dostları mutlu olmayı sevgide ararlar. Hayvanları koruyalım. Hayvanlara eziyet etmeyelim. Hayvanları sevelim. Onlara yardımcı olalım. Hayvanları Koruma Günü'nde öğrendiklerimizi yaşam boyu uygulayalım...http://hakantrump.com/ detay.asp?id=33
9 Mart 2012 Cuma
Yaşayarak Öğrenmek
Napolyon bir gün tek başına düşman askerlerden kaçerken, küçük bir dükkana girer. Dükkan sahibi, Napolyon’u saklar ve onu kovalayan düşman askerlere de şu tarafa kaçtı diye yanlış yol gösterir. Nihayet bir süre sonra, Napolyon’un askerleri de olay yerinde bitiverir. Dükkan sahibi, ömründe bir daha karşılaşmayacağını düşündüğü Napolyon’a merak ile şöyle bir soru yöneltir;
-“Efendim, af buyurun ama ölümle bu denli burun buruna gelmek nasıl bir duygu ki?”
Napolyon birden öfkelenir; ve
-“Sen kim oluyorsun da benimle böyle dalga geçerek konuşuyorsun? Bu ne cüret! Askerler, bağlayın bu densizin gözünü ve hemen kurşuna dizin” diye talimat verir.
Dükkan sahibi gözü bağlı tir tir titremektedir. Büyük bir korku içerisinde, yaptığına pişman olur. “Tutamadım çenemi, ben ne yaptım, durup dururken ölüp gideceğim” der.
Kısa bir süre sonra; arkasından bir el uzanır ve gözündeki bağı açmaktadır. Adam bir döner ki arkasına; uzanan el Napolyon’un elidir. Şöyle der Napolyon;
“İşte Böyle Bir Duygu! Yaşayarak Öğrenmek, Bedeli En Yüksek Öğrenme Biçimidir.”
Yaşayarak öğrenmek, hayatın içerisinde edindiğimiz deneyimlere sahip olabilmektir. Deneyim sahibi olmak, yıllanmak veya çok yaşamak değildir. Yaşadıklarımızdan bir şeyler öğrenebilmektir. Sahip olduğumuz deneyimlerden aldığımız farkındalık ve algılama ile deneyim kazanabilmektir. Öğrenmeye olan merakımızın her geçen gün artıyor olması, bizi ilim sahibi insan yapar. Yaşayarak öğrenmek, ilim marifetimizin çoğalması ile alakalı bir süreçtir.
Yaşamın her alanındaki, deneyimlerimiz aracılığı ile öğrendiklerimiz, bizi güçlendirir. Örneğin, evlilik öncesi aile hayatı çok önemli deneyim zenginlikleri ile doludur. İnsanoğlu, aile kurmadan önce kendi ailesinde algıladıkları veya edindiği tecrübeler ile birtakım farkındalıklara sahip olur. Bunlar, evlilik hayatında çok işe yarayacak deneyimlerdir. Ancak çoğumuz, başlangıçta bu ince nüansları ve detayları fark edemeyiz. Evlilik öncesindeki aile hayatımız, olumlu veya olumsuz birçok yaşanmışlıklar ile dolu olabilir. Çocukluğumuzda, ebeveynlerimizin bize olan tavır ve davranışları birçok mesaj içerir. Anne babalarımızın birbirine olan davranışları, eşler arasındaki ilişki ve iletişim için gördüğümüz en temel örneklerdir. Ebeveynlerimizin, kendi ebeveynleri ile olan ilişkilerinin her biri, bizim için başlı başına kaynak içerir. Aile içerisinde edindiğimiz herhangi bir davranışı, farkında olmadan eşimize uygularken bulabiliriz kendimizi. Çocukluğumuzda, ebeveynimizden gördüklerimizi, farkında olmadan, kendi çocuğumuza uygularız. Bakışı ile hayır diyen bir baba ile büyüdüysek, bir de bakarız ki bizde kendi çocuğumuza bakışımız ile hayır diyebiliyoruz. Yaşlılara ve çocuklara öncelik tanınan bir ortamda büyüdüysek, kendimiz de farkında olmadan aynı davranışa sahip olmuşuzdur. Bir süre sonra, kendi çocuğumuzun da aynı davranışa sahip olduğunu fark ederiz.
Her birimiz, büyüklerimizden edindiğimiz olumlu veya olumsuz her bir şeyi hayata yansıtabilmekteyiz. Büyüklerimizi modeller, aile içinde yaşayarak öğrendiklerimiz ile yol haritalarımızı belirleriz. Ancak önemli olan, hem aile hayatımızda hem de kendimizde olumsuz olan özellikleri yakalayabilmektir. Onlar üzerinde bir emek sarf edebiliyor olmaktır. Sadece kendi yanılgılarımızdan değil, başkalarının yanılgılarından da dersler çıkarabilmektir. Sadece kendi hatalarımızdan değil, çevremizdeki diğer insanların hatalarından da öğretiler elde edebilmektir.
Daha doyumlu bir yaşam stiline sahip olabilmek ise hedefimiz, bedeli en yüksek öğrenme biçimi olan yaşayarak öğrenmeyi ilke edinebilmektir.
Şeyda Küçükel
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




